Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |
3 tane "yoga" etiketli yazı bulundu "yoga" tagli diger ogeler resimler , videolar
 
Nis
21
    

Yoga’nın temel ilkelerinden biri “Ahimsa” yani “Öldürmemek”tir. Burada öldürmemekten kasıt, yaşama saygı duymaktır.

Yoga’yı biraz takip etmiş olanlarınız, yoga’nın kelime olarak  “evrenle bir olmak” demek olduğunu bilirler. Elbette, burada kast edilen, Yoga’nın bizi evrenle bir olmanın yöntemini gösteren bir yol olmasıdır.  

Evrenle bir olma yolundaki aşılması gereken belki de en zor şey, bireyselliği bir kenara bırakıp, bütünselliğe geçmek, yani “ben” yerine “biz” diyebilmek, bütünü sevebilmek ve bütünün farkına varabilmektir.  Peki ama bu kadar basit bir gerçeği dile getiren bir felsefenin takibi niye bu kadar “zor” olarak algılanıyor?

Bunun cevabını bulmak için, günlük yaşantımızı gözden geçirmemiz aslında yeterli: Bizler kendimizi bu beden olarak kabul ederiz, yani bunun anlamı şudur: “Bu beden dışındaki herşey benim dışımdadır.” İşte bunu dediğimiz anda, Yoga’dan uzaklaşmaya başlarız, çünkü bu düşünce tarzı, evreni “ben” ve diğerleri (çevremdeki herşey) olarak ikiye böler. Bu görüşe göre, ikilikçiliğin olduğu yerde de, korku, öfke ve arzu vardır, çünkü benim dışımda “bir şeylerin” olması benim “o şeyleri” arzulamama, arzuladığımı elde edememem halinde öfkeye yol açar, arzuladığımı elde etsem bile bu kısa süreli bir tatmin verecek ve bir süre sonra bu arzu yerini bende olmayan “başka bir şeyin” arzusuna dönüşecek ve bu zincirden kurtulana dek böyle sürüp gidecektir. Peki biz nelerden korkarız? Bir aslan kendisine korkutucu gelmez, halbuki ceylanlar için korkutucudur, işte aynı şekilde biz de “biz olmayan” şeylerden korkarız. Birliğin olduğu yerde korku barınamaz, çünkü bu ışığın olduğu yerde karanlığın barınması gibi mümkün olmayan bir durumdur. Birliğin olduğu yerde arzu yer alamaz, çünkü benim dışımda sahip olmadığım bir şey var olamaz. 

Yoga yapmanın bir ön şartı var mı sorusu tüm öğrenciler tarafından sorulan temel bir sorudur. Genelde de verilen cevap aynıdır: “Hayır yoktur.” Ama öğrenci gün geçtikçe, öğretmenin vejetaryen olduğunu, mümkün olduğunca organik gıdalar aldığını, alkol, tütün ve diğer her tür uyarıcı ve uyuşturuculardan uzak durduğunu, içtiği sudan uyku saatine belli bir kurallar zincirine bağlı kalmaya çalıştığını görerek, tereddüt etmeye başlar : “Acaba bana herşey söylenmiyor mu?” 

Burada aslında öğretmenin söylemeye çalıştığı şey şudur: Evrenle bir olabilmek adına yapılması gereken standart “kurallar” yoktur, bir öğrenci bunların hiç birini yapmadan da göz açıp kapayıncaya kadarki zaman içinde –bu yaklaşık 1 saniyedir- yogaya ulaşabilir.

Ancak, günümüz dünyasına baktığımızda, bu kadar çabuk ve kesin bir şekilde yogada başarılı olmak çok azımıza nasip olmaktadır; tersine yoga’ya ulaşma; uzun çalışma, azim, kararlılık, sabır, inanç (öncelikle kendimize, sonra yoga’ya) gerektirmektedir. Sri Sankaracharya, Yoga’nın 4 aracı –olmazsa olmazı- olduğunu söylemektedir: Bunlar:

  1. İnanç
  2. Adanma
  3. Meditasyon
  4. Özgürlüğe ulaşma arzusudur. 

Dikkat ederseniz Sri Sankaracharya bu kurallar içine et yememek, günde sadece 6 saat uyumak, mantra okumak, yoga duruşları yapmak gibi “şimdi bunun evrenle bir olmakla ne alakası var” diyeceğiniz maddeleri listelememiştir. Peki o halde tüm bu çalışmalar neden yapılmaktadır? Kısaca aşağıda özetlemeye çalıştım:

  1. Öykünme: Öncelikle öğrenciden “sanki öyleymiş gibi” yapması istenir. Mesela öğrenci belki ilk başlarda derin meditasyona dalamayacaktır ama yine de sanki derin meditasyondaymış gibi sabit bir şekilde sakin ve rahat bir pozda ortalama 20 dakika meditasyon yapması istenir. Elbette burada kast ettiğimiz, öğrencinin taklite kaçıp bunu bir alışkanlık haline getirmesi ve yerinde sayadığı halde, kendini ve çevresini kandırması değildir.
  2. Arınma: Tüm bu çalışmalar, bizi arındıracak birer “kriya” yani arındırma çalışmalarıdır.
  3. Kalbin açılması: Biz ne yaptığımızı aklen bilmesek de; beden bilir, zihin bilir, ruh bilir. Bu nedenle, başlangıçta yapılan tüm bu çalışmalar bizim kalbimizi açacak ve evrensel bilgiyi almamızı kolaylaştıracak birer araç olacaktır.

Yoga’nın temel yapıtaşı, insanın sadece bu bedenden ibaret olmadığı, ama bunun gerisinde –ismi ne olursa olsun- bir enerji olduğudur ve aslında amaç, araç olan bedeni kullanarak, yoga’ya ulaşmaktır -yani beden bizim gerçek Özbenliğimiz değildir. Bu nedenle, biz yaptığımız çalışmalarla öncelikle evren olmanın nasıl bir şey olduğunu anlamak adına “sanki öyleymiş gibi yaparak” anlamaya böylelikle zamanla arınmaya, ve kalbimizi açarak evrensel bilgiyi almaya çalışırız.

Yoga görüşüne göre, evren titreşimlerden oluşmuştur. Madde ağır bir titreşime sahipken, örneğin düşünce çok daha süptil bir titreşime sahiptir, bu nedenle de madde görülebilirken, düşünce gözle görülemez. İşte Yoga’ya göre, evrenin gerçek mahiyetinin ne olduğunun anlaşılması için bu süptil titreşime ayak uydurmak gereklidir, bunun da yolu ancak bu titreşimi algılayacak frekansta yani aynı titreşimde bulunmakla olur. Bu nedenle, Patanjali Yoga Sutralarında “Yoga ile çevredeki dünya şartları değil siz değişeceksiniz, ve siz değişseniz bile diğerleri için herşey eskisi gibi kalmaya devam edecektir” demektedir. Siz titreşiminizi yükselttiğinizde (yani süptilleştirdiğinizde) dünyayı yepyeni bir gözle görmeye başlarsınız ve düşünce gibi daha önce göremediğiniz formlar size görünür hale gelmeye başlar. Böylece yine Patanjali’nin Yoga Sutralarında bahsettiği diğer insanlara mucize gibi gelen meyveler ortaya çıkmaya başlar, bir yogi düşünceleri okuyabilir, bir atom boyutuna inebilir, herşeyi içine alacak kadar genişleyebilir, yıldızlara dokunabilir gibi.

İşte, kullandığımız araç olduğunu söylediğimiz bedenimizin titreşimlerinin yükseltilmesinin yollarının her biri, Yoga’da yapılan çalışmalara denk gelir: et yememek, yoga duruşlarını günlük olarak yapmak, nefes çalışmaları yapmak, içe dönüş çalışmaları yapmak, meditasyon, mantra, japa, vb. Yoga yolunda bizim yardımcılarımızdır.



 
Nis
21
    
madw0rm | 21 Nisan 2008 12:34 | 0 fav | etiket: , , , ,  
YOGA'NINAslında kimse Yoga'nın başlangıç tarihini bilmemektedir. Yoga'nın kökü, yazılı tarihin gerisine uzanır. Hatta, Yoga'nın insanlık tarihi kadar eski olduğu söylenir.Yoga'ya ail elimizdeki en eski belge, yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkartılan ve üzerinde Yoga yapan insan figürleri bulunan 5,000 yıllık mühürlerdir.

Yoga ile aşina olmayanlarımız genellikle Hindu dininin bir uzantısı olarak görür ve bilmeden pagan bir ritüelin bir parçası olmaktan çekindiği için Yoga'dan uzak durur. Ancak, Yoga bir din değildir! Aslında, Yoga tarihinin bu kadar eskiye dayanması da Yoga'nın bir din olmadığının en kesin kanıtıdır. Çünkü Yoga, bilinen tüm dinlerden (Hinduizm dahil!) daha önce başlamış bir felsefedir.

Yazının bulunmasından sonra da, bilgiler ağızdan ağıza öğretmenden öğrenciye aktarıldığından, malesef bu eski zaman diliminden geriye elimizde sadece bazı vecizeler kalmıştır. Onlar da mistik deneyimi olmayan öğrenciye bir şey ifade etmeyecek küçük notlardır. İşte bu nedenle, önemli alimler bu metinleri çok kereler tefsir etmiştir.

Veda düşünce sistemi:

Aşağıda, Kaşmir'de 10. yy'da yaşamış olan Abhinavagupta adındaki büyük bir öğretmenin yazmış olduğu ve yine bir Yoga ustası olan Lakshmanjoo'nun yorumladığı, bilinç durumlarını gizleyen kılıfların dönüştürülmesi ilkelerini bulabilirsiniz:

Bilinç Durumu Kılıf
Uyanış Safhası (1)Fiziksel Beden ve Madde dünyası
Hayal safhası (2)Nefes gibi önemli güçler
(3)Akıl
(4)Anlama Yeteneği
Derin Uyku safhası (5)Sonsuz Saadet

Veda'cılar madde dünyasının bu beş kılıf içinde ifade edildiğine, bir ilüzyon olduğundan bir gün sona ereceğine ve uygulayıcının onun büyüleyici araçlarını reddetmeyi denemesi gerektiğine inanır. Uygulayıcı, sürekli olarak "ben değilim" diyerek kendini dünyadaki bağlılıklarından soyutlar; bir başka deyişle, gerçek, sonsuz ve değişmez olan gerçek kendisi (ruhsal benliği) kalana dek, "Ben bir anne değilim, ben bir baba değilim, ben bir çocuk değilim, Ben bu ego değilim, Ben bu akıl değilim" der.

Patanjali'nin düşünce sistemi (Klasik Yoga):

Yoga'nın en büyük klasik metinlerinden biri, MÖ 3. yy ile MS 3. yy arasında bir tarihte yaşamış olan alim Patanjali tarafından yazılmıştır. Patanjali'nin, o zamanlar insanların uyguladığı farklı Yoga tekniklerini ve teorilerini gözlemleyip organize ederek ve kendi yoga sutra'sında toplayarak büyük katkıları olmuştur.

Klasik Yoga olarak tarif edilen bu sistemin sekiz bölümü vardır. Bu sekiz bölüm fiziksel ve ruhsal bedenlerdeki sekiz bilinç aşamasını veya farkındalık durumunu temsil etmektedir.



 
Nis
21
    
madw0rm | 21 Nisan 2008 12:33 | 0 fav | etiket: , , ,  
ÖLÜ YATIŞI - Yere rahat edebileceğiniz ince bir minder serin ve üzerine sırtüstü yatın. Bacaklarınızı mümkün olduğu kadar yanlara ayırın. Fakat kendinizi germemeniz gerekir. Bu hareketin amacı rahatlamaktır. Ellerinizi vücudunuzun her iki tarafına, yakl. 25 cm. mesafe bırakarak koyun. Avuç içleri yukarı bakmalı. Ayaklarınızı yanlara doğru bırakın. Gözlerinizi kapatıp, nefesinize konsantre olun.
OMUZ DURUŞU - Bacaklarınızı kapatın. Ellerinizi bedeninizin yanına alın. Avuç içleri bu sefer yere bakmalı. Nefes alın ve bacaklarınızı havaya kaldırın. Bunu yaparken, ellerinizle yerden kuvvet almalısınız. Kalçalarınızı kaldırın ve ellerinizle sırtınızı destekleyin. Bacaklarınızı dik tutun ve çenenizi göğsünüze dayamaya çalışın. Bu esnada yavaşça derin nefes alın. Durabildiğiniz kadar bu pozisyonda bekleyin. Tekrar yere yatacağınız zaman, vücudunuzu yavaş yavaş indirin. Sakın ani hareketler yapmayın.
SABAN DURUŞU - Bu hareketi direkt “omuz duruşu”ndan sonra yapabilirsiniz. Bacaklarınızın gergin olmasına dikkat edin. Bacaklarınızı başınızın arkasına, ayaklarınız yere değene kadar, uzatın. Ayak parmaklarınızı mümkün olduğu kadar başınızdan uzaklaştırmaya ve topuklarınızı yere doğru bastırmaya çalışın. Kollarınız, sırtınızın arkasında yere dayalı olmalıdır. Derin nefes alıp verin.
BALIK DURUŞU - Bu hareket 2. ve 3. duruşlara zıt olduğundan, bunu bu duruşların arkasından yapmalısınız. Yere yatın, ayaklarınızı kapalı tutun. Ayak parmaklarınız havaya bakmalı. Ellerinizi kalçalarınızın altına alın. Dirsekleriniz mümkün olduğu kadar birbirine yakın durmalı. Derin nefes alın ve aynı anda başınızı ve vücudunuzun üst kısmını hafifçe kaldırın. Şimdi ensenizi, başınız yere değene kadar, arkaya doğru uzatın. Nefesinizi verin ve derince tekrar alın. Bu hareketi yaparken, bacaklarınızın rahat olmasına dikkat etmelisiniz. Hareketi başladığınız ters sıraya göre bitirin. Yani önce ensenizi tekrar öne doğru alın, sonra başınızı.....

BACAK – DİZ DURUŞU - Yere oturun ve bacaklarınızı uzatın. Ayak parmaklarınız havaya bakmalı. Nefes alın ve üst bedeninizi öne doğru uzatın. Sırtınızın düz olmasına dikkat edin. Ayaklarınızı tutun, fakat bunun için kendinizi kesinlikle germeyin. Rahat olmalısınız. Şimdi çenenizi dizlerinize doğru indirin. Fakat bunu yaparken, dizlerinizi sakın bükmeyin.

EĞİK DURUŞ - Bu hareket,Bacak-Diz Duruşu’na karşılık gelen duruştur. Bacaklarınız kapalı bir şekilde yere dik olarak oturun. Ellerinizi sırtınızın arkasında kuvvetli bir şekilde yere dayayın ve kalçanızı kaldırın. Ayaklarınız düz bir şekilde minderin üzerinde olmalıdır. Bacaklarınızı bükmeyin ve başınızı arkaya doğru düşürün. Birkaç kez derin nefes alıp verin.

KOBRA DURUŞU - Yere, karnınızın üzerine yatın. Ellerinizi omuzlarınızın altında tutun. Alnınızı yere dayayın. Derin nefes alın ve önce başınızı ve göğsünüzü daha sonra ise ellerinizi kaldırın. Bu hareketi yaparken, omuzlarınızı yukarı çekmemeye gayret gösterin. Bu pozisyonda bekleyin, nefesinizi geri verin ve tekrar ilk halinize geri dönün. Tekrar derin nefes alın ve sırt kaslarınızla kendinizi mümkün olduğu kadar yukarı kaldırın. Sakın ellerinizle kuvvet almayın. Bu pozisyonda kalarak iki – üç kez derin nefes alıp verin. Sonra tekrar ilk halinize dönün.

YAY DURUŞU - Karnınızın üzerine yatın, alnınız yere dayanmalı. Derin nefes alın ve bu esnada dizlerinizi arkaya doğru bükün. Ellerinizle ayak bileklerinizi tutun. Nefesinizi geri verin. Tekrar derin nefes alın ve başınızı ve göğsünüzü geriye doğru kaldırın. Aynı andı bacaklarınızın üst kısmını yukarı kaldırın. Nefesinizi verin. Bu pozisyonda durarak 3 kez derin nefes alıp verin.

YAN OTURUŞ - Yere dik oturun ve bacaklarınızı uzatın. Sağ bacağınızı sol dizinizin üzerine atın. Sonra başınızı ve sağ omzunuzu mümkün olduğu kadar sağ tarafa çevirin. Bu hareketi yaparken sağ kolunuz ile yerden destek alın ve sol dirseğinizle dıştan sağ dizinize bastırın. Omuzlarınız ve sırtınız dik olmalı.

ÜÇGEN DURUŞU - Dik durun ve bacaklarınızı yakl. 1 metre ayırın. Sağ ayağınız tamamen, sol ayağınız ise hafifçe sağ tarafa bakmalı. Sağ kolunuzu yana doğru omuz hizasına kadar kaldırın. Sol kolunuzu ise havaya doğru dimdik kaldırın. Derin nefes alın ve nefesinizi yavaşça verin. Nefes alıp verirken ise sağa doğru eğilin. Sağ kolunuz sağ bacağınıza paralel uzanmalı ve elinizle ayağınıza dokunabilmelisiniz. Tavana bakın ve bir süre böyle durun.

EL – AYAK DURUŞU - Dik durun ve ayaklarınızı birleştirin. Derin nefes alın ve kollarınızı başınızın üzerine getirin. Esniyormuş gibi kendinizi gerin. Nefesinizi verin ve öne doğru eğilin. Elleriniz öne doğru uzanmalı ve sırtınız kesinlikle dik durmalı. Şimdi inebildiğiniz kadar aşağı doğru eğilin ve ellerinizle ayak bileklerinizi sarın. Başınızı baldır kemiğinize kadar çekmeye çalışın. Derin nefes alın. Bu pozisyonda bir süre durun.

AĞAÇ DURUŞU - Dik durun. Bir bacağınızı bükün ve ayağınızı diğer bacağınızın üst kısmına dayayın. Avuç içlerinizi birleştirin ve bu şekilde kalarak kollarınızı başınızın üzerine getirin. Derin nefes alın ve dengenizi korumaya çalışın. Eğer yapabiliyorsanız, gözlerinizi kapatabilirsiniz.